Click here for English version

Türkiye'nin Uluslararası Enerji Güvenliğindeki Rolü

Hasan Alsancak

Usame Bin Laden'in 2004 yılının Aralık ayında petrol tesislerine saldırı çağrısı ve 2005 yılının sonbaharında Ayman al-Zawahiri tarafından tekrarlanan çağrı sonrasında, El Kaide'nin Suudi Arabistan'ın petrol işleme tesisi Abqaiq'a saldırısı, El Kaide'nin petrol tesislerine doğrudan ilk saldırısıydı. Saldırı, Suudi Arabistan'daki yetkililerin açıklamalarına göre “başarısız” olarak duyurulduysa da teşebbüs edilmiş saldırının haberleri üzerine bile ham petrolün birim fiyatı %3.4 oranında arttı. Saldırı, Suudi petrolünün saldırıya açık olmasını kanıtlamakla kalmayıp petrol tesislerinin teröristlerin önemli hedefleri arasında olduğunu göstermiştir.

2006 yılında Rusya ve Ukrayna arasındaki doğal gaz krizinin yanı sıra Rusya'nın Avrupa'ya doğal gaz fiyatını arttırmak için zorluk çıkarması ve İran'ın, eğer kendisine nükleer enerji santrallerinin kurulmasına devam etmesi için izin verilmezse petrol fiyatlarını yükselteceğine dair açıklamalarının sonuçları, enerji bağımlılığının bugün ne kadar kritik bir noktaya ulaştığını açıkça gösterdi. Bu olaylar aynı zamanda enerji ve enerji altyapı güvenliği ile ilgili sorunların dünya ekonomisini ve küresel güvenlik ortamını sarsma potansiyeline sahip olduğunu da kanıtladı.
Yukarıda bahsedilen olaylar ışığında, enerji ve enerji güvenliği konularının 21. yüzyılda önceki yüzyıllara göre daha önemli olduğunu değerlendirmek zor olmayacaktır. Piyasa değerinin çok büyük olmasına rağmen petrol tesisleri, boru hatları ve nükleer enerji santralleri ile ilgili şu anki güvenlik önlemleri ve metotları gerektiğince gelişmiş değildir. 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika'nın New York şehrindeki Dünya Ticaret Merkezi ikiz kulelerine ve Pentagon'a yapılan terörist saldırılar ile teröristler şimdiki terörist metotların “asimetrik terör” evresine ulaştığını kanıtladılar.

Enerji altyapıları, açıkça bu tip terörizm için en iyi ve zayıf hedeflerdendir. Bu yüzden, uluslararası güvenlik şirketlerinin ve büyük enerji şirketlerinin iş birliği yapma ve birlikte yeni enerji güvenliği stratejileri üretmeye daha fazla dikkat etme durumundadırlar. Bu çerçevede Türkiye'nin önemi, sorumlulukları ve enerji güvenliği üzerindeki rolü tekrar gözden geçirilmelidir. Coğrafi olarak önemli petrol, doğal gaz ve su tedarikçilerinin ve kullanıcılarının arasında yer alması Türkiye'nin jeostratejik bir ülke olarak değerini arttırmaktadır. Özellikle, Türkiye'nin Hazar petrol ve doğal gazının geçişini sağlama potansiyeli, Kazak ve Türkmen enerji kaynaklarının Bakü-Erzurum hattına eklenmesi olasılığının yanı sıra bir doğal gaz boru hattının İsrail ve Orta Doğu'ya uzanma ihtimali, Türkiye'yi bölgesel enerji merkezi haline getirebilir.
Şu anda Avrupa doğal gaz arzı yüklü miktarda Rusya'dan sağlanmaktadır. Bu yüzden, tek bir doğal gaz kaynağına ve güzergâhına bağımlı olmamak için Rusya'ya alternatif olarak Türkiye rotasından Türkmenistan, İran ve Irak doğal gazı gittikçe önem kazanmaktadır. Başka bir deyişle, “Doğu-Batı” ve “Kuzey-Güney” enerji koridorlarını tekrar yapılandırmak, Avrupa'daki tüketicilerin yanı sıra Hazar ve Orta Doğu'daki doğal gaz ve petrol tedarikçileri için de bir zorunluluktur.

Başlangıçta yukarıdaki değerlendirmeler Türkiye için olumlu ve avantajlı gözükebilir; fakat Türkiye'ye büyük sorumluluklar da yüklemektedir. Bilindiği üzere, Türkiye'nin teröre karşı ulusal güvenlik stratejisi temelde bölücü, Marksist ve radikal terörizm aktivitelerine karşı bir zemine dayanmaktadır. Türkiye'nin enerji güvenliği konusunu ulusal güvenlik stratejisine ideal düzeyde dâhil ettiğini söylemek güçtür. Türkiye, Avrupa Birliği'ne aday ülke olarak komşu Avrupa ülkelerinin enerji güvenliği çıkarlarını korumak için bu konuya daha fazla dikkat etmelidir ve bu konuda Avrupa ülkeleriyle yakın bir iş birliği içerisinde olmalıdır.
Başka bir deyişle, eğer Türkiye enerji dünyasında önemli bir rol almak istiyorsa, enerji güvenlik politikalarındaki gelişmeler dâhil gelişen enerji trendlerine odaklanmalıdır. Enerji güvenliği üzerine gelişmiş ulusal stratejisi olmadan, sadece enerji kaynaklarının geçiş noktasında olmasından dolayı, tedarikçiler Türkiye'yi dünya enerji liginde olmak istediği yere taşımayacaklardır. Türkiye coğrafi konumu ve ülkesel güvenlik durumunun avantajlarının ve dezavantajlarının farkında olmalıdır. Bu gerçekleri göz önünde bulundurarak Türkiye'deki resmi kurumlar bu alanda stratejiler geliştirmek için NATO başta olmak üzere uluslararası organizasyonlar, enerji araştırma merkezleri ve çokuluslu enerji şirketleri ile iş birliği içerisinde olmalıdır.

Sonuç olarak; eğer Türkiye enerji güvenliği kartlarını doğru oynarsa ve önemli çözümler üretebilirse, kısa bir süre içerisinde bölgesel enerji merkezi haline gelmesi ve özel enerji şirketlerinin Türkiye sınırları içerisinde büyük yatırımlar yapması hayal olmayacaktır. Refah içerisinde bir gelecek için Türkiye, enerji güvenliğini daha iyi kavrayarak enerji liginde yer alma şansını kaçırmamalıdır.

Stratim Enerji Güvenliği Danışma Kurulu Üyesi ve BTC Co Türkiye Enerji Güvenliği sorumlusu Hasan Alsancak tarafından yazılan bu makale, Ankara Dış Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKAM) portalında 21 Haziran 2006 tarihinde yayımlanmıştır.

(Çeviri: Sinem Kara)

Tüm haberleri görmek için tıklayın